Yeryüzü doldu. Üst kata mı taşınsak?

Ayşe Hasol Erktin, Urban Land Institute (ULI) Türkiye Başkanı, HAS Mimarlık Ltd., ayse.erktin@hasmimarlik.com.tr


Yeryüzünü betonla doldurduk. Bir avuç yeşilliği arar olduk. Kentlerde nefes alacak yer kalmadı. Yurt dışına yolunuz düştüğünde, sizde de bir “yeşil vurgunu” oluyor mu? Yurt dışındaki kentlerde, bina boylarını aşan ağaçları gördükçe gıpta ediyor musunuz?

İstanbul’un yoğunluğu, diğer dünya kentlerini defalarca aşıyor. İstanbul’da kullanılabilir yeşil alan yani kamuya açık park ve bahçeler kent topraklarının %2,2’si… Bu oran World Cities Culture Forum verilerine göre Londra’da %33, Paris’te %9,5, Berlin’de %14,4, New York’ta %27. Yani ortalama bir New Yorklu, bir İstanbulluya göre 10 kat daha fazla yeşil alana sahip!

20.yüzyılda kent planlarına, yollarla başlanırdı. Öncelik otomobillere verilerek yollar planlanır; yolların arasında kalan boşluklara da insanların yaşam alanları olan parseller yerleştirilirdi. Kent planlarında otomobillere tanınan bu öncelik, insanlar açısından katlanılmaz, kopuk, cansız, suça teşvik eden kentlere yol açtı.

Çizim: Deniz Yıldırım

Çağdaş kentler artık böyle planlanmıyor. Günümüzde kentler, insan hareketleri esas alınarak planlanıyor; araç trafiği değil. Toplu taşıma duraklarının etrafındaki bölgeler, kentlilerin etkileşimine olanak verecek biçimde sosyal ve kültürel alanlara, parklara, alışveriş ve kültür merkezlerine ayrılıyor. İnsanlar arasındaki bu etkileşim, bir yandan kentleri canlandırıp karakter katarken; diğer yandan yenilikçilik ve yaratıcılığa kapı aralıyor. Kültürel ve sosyal ortamlarda bir araya gelen kişiler, birbirlerinden ilham alarak daha yenilikçi işler üretiyorlar. Gerek bilim, gerekse sanatta bu tür etkileşimler, yeni ürünler yaratılmasına kapı açıyor.

Bir sonraki aşamada bu sosyal alanlar, yayaların ulaşımı önceliklendirilerek birbirine bağlanıyor. Yayalar, araç trafiği ile karşılaşmadan, güvenli ve sağlıklı bir biçimde kentin bir ucundan diğer ucuna bu “yeşil bant”lar üzerinden yürüyebiliyorlar. Üstelik kentliler bu sayede yürümeye, bisiklete binmeye, hareket etmeye yönlendiriliyor. Böylece hem sağlıklı bir toplum hem de nefes alınabilecek, doğal ve huzurlu ortamlar yaratılıyor. Kentlilerin, kent geriliminden uzak, doğada geçirdikleri saatler arttıkça, fiziksel ve psikolojik sağlıkları da iyileşiyor.

Özellikle yüksek yoğunluklu kentlerde “yeşil bant”ları yerleştirmek kolay olmuyor. Bu kentlerde üst geçitler, viyadükler, demiryolu köprüleri tamamen yayalara açılarak ya da kenarlarına yeşil alanlar eklenerek yayaların kesintisiz yeşil yollarına ev sahipliği yapıyor.

New York’taki High Line buna örnek oldu. Chicago’daki Bloomingdale Trail, hemen izledi. Atlanta’daki Beltline ilginç örneklerden bir başkası…

Bugün kentler, otomobillerin kenti olmaktan kurtulup yayalara yönelik planlanmaya başlandı. Türkiye, hızlı kentleşmenin sorunlarını en ağır şekilde yaşıyor. Dibe vurduk gibi görünüyor. Yatırımcısından kentlisine, politikacısına kadar herkes, betonlaşmanın kentler üzerindeki etkisinden şikayetçi. Hata bir kez yapılır. İkinci kez yaptığınız hata değil, tercihtir.

İyi örnekler önümüzde…

bi_özet gayrimenkul | 2. sayı | Temmuz 2017

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s