Bireyden Kuruma “Well-Being”

Kurumları da bireyler gibi beden, ruh ve zihinden oluşan bir mekanizma olarak düşünen ve bu mekanizmayı kurum kültürüne dahil eden kurumsal bütüncül sağlık/esenlik yaklaşımını Deniz Başıbüyük ile konuştuk.


Deniz Başıbüyük

İnsan kaynakları ve yönetim danışmanlığı alanında başlayan, Türkiye’den Kanada’ya uzanan kariyerinize “kurumsal well-being”i geliştirmeye yönelik “Project Perfectum” projeniz ile devam ediyorsunuz. Bize “kurumsal well-being” kavramından ve bu projenin nasıl ortaya çıktığından bahseder misiniz?

Project Perfectum, Capella&Auriga’nın 1993’ten bu yana başarıyla sürdürdüğü insan kaynakları çözüm ortaklığı hizmetlerine; yılların birikimini yansıtarak eklediği bir hizmettir. Öncelikle Project Perfectum’u; insan kaynağını zihin, beden ve ruhtan oluşan bütüncül bir zihniyetle değerlendirebilmeyi ve bu yönde iyileştirerek daha güçlü bir kurumsal kültür oluşturmayı hedefleyen bir hizmet olarak tanımlayabiliriz. Kısaca, bu çalışma süregelen kurumsal yapılarda insan kaynağına pozitif katma değer sağlama kaygımızın güncel bir uzantısıdır.

Kurumsal well-being’in (corporate well-being) ne olduğuna dair sorunuzu tümdengelim yöntemiyle yanıtlamak isterim. Büyük resimdeki well-being (esenlik/bütüncül sağlık) anlayışından bahsederek, özele ulaşmak isterim. Nasıl ki dünyanın varlığını sağlıklı sürdürebilmesi için, ekonomi odaklı düşünceye, sosyoloji ve ekoloji odaklı düşünceyi de eklemek gerekiyorsa, ülkeler için de durum aynıdır: Ülkeler varlığını koruyabilmeyi ve gelişebilmeyi bu muhteşem üçlünün (ekonomi, ekoloji ve sosyoloji) bütüncül bir anlayışla, bir arada ve sağlıklı bir şekilde fonksiyon gösterebilmesine borçludur. Kurumlarda da durum farklı değildir. Çalışanlarının bütüncül sağlığına önem veren şirket, bu üçlü dengeyi daha faydalı şekilde kurgulayabilecektir. Daha da özele inerek bireysel ölçekte bakarsak burada da durum aynıdır. Bir birey ancak ruh-beden-zihin üçlüsü uyumlu ve sağlıklı fonksiyon gösterirse bütünüyle sağlıklı olabilir. Özetle kurum ölçümlerini, hedeflerini ve kaygılarını sadece maddi değerlere bağlayamaz; çünkü sürdürülebilirlik kurumun tüm bileşenlerine ve özellikle de insan kaynağına daha derin bir ilgi gerektirmektedir.

Project Perfectum sadece Capella&Auriga’nın başarılı geçmişinin sürekliliği için yaratılmış bir çalışma değildir. Aynı zamanda içinde bulunduğumuz topluma pozitif katkıda bulunabilmeyi hedefleyen bir sosyal sorumluluk duygusuyla oluşmuştur. Aşağıdaki soruları kendimize sormaya devam ederken, ortaya çıkan çözümdür Project Perfectum:

  1. Müşterilerimize daha fazla katma değer nasıl sağlayabiliriz?
  2. Hizmetlerimizi daha fazla nasıl geliştirebilir ve iyileştirebiliriz?
  3. Hizmetlerimizi, sosyal farkındalık ve sorumluluk anlayışına nasıl daha fazla taşıyabiliriz?
  4. Var olan insan kaynağı uygulamalarına yenilikçi ve devrimci yaklaşarak sektöre nasıl katkıda bulunabiliriz?

Peki, “Project Perfectum” bu sorulara nasıl bir ekiple ve yöntemle cevap veriyor?

6 aylık ya da 1 yıllık paketlerle çalışılıyor. İlk etapta öncelikle çalışılan kurumun beden-ruh-zihin dengesi inceleniyor ve raporlanıyor. Her birey gibi, her kurumun da farklı oluşu nedeniyle butik yürütülmesi gereken bir çalışma olduğunu vurgulayabilirim. İlk etaptan sonra belirlenen çözüm önerileri çalışılan kuruma iletiliyor. Bu çözüm önerilerinin içinde mevcut insan kaynağını iyileştirme, kurumsal kültürü oluşturma ya da destekleme amaçlı çalışmalar yer alır. Her kurum için bu çalışmaların kapsamı farklı olacaktır. İçeriğinde well-being ve/veya iş odaklı eğitimler, mentörlerle görüşmeler, ofis ergonomisi önerileri, spor ve sanata dair aktivite planlarının yanı sıra bu çalışmaların performans değerlendirmelerine nasıl entegre edileceğine dair öneriler de yer alabilir.

Özgürlük, güven, ait olma, başarı duygusu, amaç ve statü işyerinde çalışanın ihtiyaç duyduğu kavramların başında gelir. Bunları sağlayabilmek ise günümüz iş dünyasında, alışılmış metotlara ek bazı yöntemlerle insana yatırım yapmaktan geçer. Gerek kurumların gerekse profesyonellerin bu bilince taşınabilmesi harika bir kazan-kazan durumu yaratacaktır. Bu hizmeti kullanmaya açık kurumlar ise bu eksiği/ihtiyacı görebilen ve bu konuda uzman bir ekiple çalışmak isteyenlerdir. Kurumsal well-being kavramı zaman zaman yanlış kullanılmakta: Şirkette iki seans spor saati yapmak kadar basite indirgenmiş uygulamalar da kurumsal well-being olarak adlandırılmaktadır. Kavram yanlışlığı ise ancak Project Perfectum benzeri uygulamaları kullanan şirketlerin ve bu hizmeti verecek yetideki danışmanlıkların artması ile giderilecektir.

Project Perfectum’un oluşturduğu çözüm paketleri, şirketin büyüklüğü, bu kavramlara yakınlığı ve var olan uygulamalarına bağlı olarak şirkete özel hale getirilerek sunulacaktır. Çözüm paketlerini başarıya taşıyabilmek için birçok yetkin kurum ve kişiyle çözüm ortağı olunmuştur. Bunların içinde yönetim danışmanları, mentörler, eğitmenler, doktorlar, sağlıklı yaşam uzmanları, kurumsal spor danışmanları, sanat danışmanları, diyetisyenler, ofis ergonomisi konusuna hakim mimar ya da iç mimarlar bulunmaktadır.

 Bireysel ve kurumsal well-being kavramları birbirinden hangi noktalarda farklılaşıyor?

Ortak noktaları en başta da konuştuğumuz gibi, beden-ruh-zihinden oluşan o müthiş mekanizma. Ancak şirketi de birey gibi işleyen bir mekanizma olarak düşündüğümüzde, bir kurum kimliğinin yerleşmesi mümkün olabiliyor. Şirketlerin de kurumlar gibi bir bedeni, zihni ve ruhu olduğu bilinciyle hareket edebilmek; kurumsal kararları ve adımları bu düşünceyle planlayabilmek büyük önem taşıyor. Kurum kültürü dediğimiz şey o ruhu tanımlayan ifademizdir.

Kişi ne kadar fazla kaynaktan ders, destek ve danışmanlık alsa bile, bireysel esenlik ancak tek bir kaynak ile, insanın kendi içinde bunları harmanlamasıyla gerçekleştirilir. Kurumlarda ise kaynağın (yani insan kaynağının) çeşitliliği, değişkenliği, kalıcılığı ve sürekliliği garanti edilemeyen insan kaynakları politikaları bu içe ulaşmayı çoğu koşulda bireyinkinden biraz daha zor bir hâle getirebilir. Bu da ayrıldıkları noktadır.

Kurumsal well-being konusunda ulusal ve uluslar arası ölçekte nasıl çalışmalar yürütülüyor? Bu konuda hazırlanmış bir standart, bu konu üzerine çalışan belirleyici/denetleyici kurumlar var mı? Sizce farkındalığı artırmak için neler yapılmalı?

Bütüncül yaklaşıma dönerek değerlendirirsek hayatın her alanında materyal ölçümler daha kolay yapılabildiğinden, aslında kaderi belirleyen konular göz ardı edildiğini görürüz. Kurumlardaki bazı ölçüm metotları kurumsal wellness’a yaklaşan konulara kenarından köşesinden değinse de, bu konuda bir ölçüm sistemi ya da geleneği olmadığını söyleyebiliriz. Örneğin, “WELL Bina Standartları” kurumlardaki yapısal ve mimari özellikler için böyle bir sertifikasyon süreci yönetir; oysa insan için böyle bir süreç yoktur kurumlarda. Örneğin dünyada çok az üniversitede olan “Development Studies (Gelişim Bilimleri)” eğitimi yakın zamanda başlamıştır. Gelişim kavramının sadece ekonomik olmadığının altını çizen bu bölüm, çevre, sosyoloji ve ekonomi konularını eşit ağırlıkta ve birbiriyle ilişkileri bağlamında inceleyen bir eğitim formatındadır. Dünya Bankası’nın ekonomik endekslere ek olarak ülkelerin mutluluk endeksini de ölçüyor ve raporlandırıyor olması da çok eskiye dayanmaz. Uzun sözün kısası, insanoğlunun ölçüm geleneği sayılabilir kavramlar üzerine kuruludur ve bu son zamanlarda mecburi olarak ufak ufak da olsa değişmekte olan bir durumdur.

Well-being konusunda bütüncül bir yaklaşımın olmaması bu konuda yapılan en büyük yanlışlardan biri olarak görüyorum. İnsan sağlığı konusunda kemikleşmiş yöntem ve uygulamalardaki hatalar ile kurumsal well-being’de yapılan hatalar paralellik taşımaktadır.

Günümüzde birçok firma well-being kavramına yönelik çalışmalar yapıyor olsa da bunların çoğu yalnızca bir akımın parçası olarak kalıyor ve sürdürülebilir nitelikte görünmüyor. Bu çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz ve bu çalışmaların daha verimli olması için neler önerirsiniz?

Well-being konusunda bütüncül bir yaklaşımın olmamasını bu konuda yapılan en büyük yanlışlardan biri olarak görüyorum. İnsan sağlığı konusunda kemikleşmiş yöntem ve uygulamalardaki hatalar ile kurumsal well-being’de yapılan hatalar paralellik taşımaktadır. İnsan sağlığı denince sadece fiziksel sağlık akla gelmektedir. Bugün Ortodoks tıp dünyası stresin, zihin ya da ruhtaki pürüzlerin, fiziksel sağlığa zarar verecek güçte olduğunu bilmekle birlikte kemikleşmiş yöntemleri bütüncül bir anlayışa çevirmekte zorlanmaktadır.

Bunun dışında yapılan büyük yanlışlardan diğeri de, insan sağlığı örneğinden ilerlersek, koruyucu yöntemlere önem verilmemesidir. Örneğin bir şirkette, çalışan devir oranı büyük yüzdelere çıkmadan önce motivasyon konusunun dikkate alınmıyor olması; sonradan eğreti bazı İK politikaları ile bu konuda uygulamalar eklenmesi kalıcı çözümler yaratmayacak bir yangın söndürme uygulamasıdır.

Kurumsal well-being uygulamaları şirketlere ne gibi katkılar sağlıyor; bu konuda bir adım atmak isteyen kurumlara ne önerirsiniz?

Yıllar içinde, sayısız profesyonelle mülakatlar yapan uzmanlarımızın ortak görüşü, çok az sayıda insanın çalışma ortamlarını mutlu bir alan olarak tanımlamasıydı. Biz ise “İş ortamını nasıl daha mutlu bir ortama dönüştürebiliriz?” sorusundan yola çıktık. Paranın iş ortamında bir motivasyon faktörü yarattığı doğrudur; fakat iş ortamında para kanalıyla sağlanan motivasyon çok kısa süreli bir etkiye sahiptir.

Diplomalar ve öz geçmişler ancak ve ancak kişinin zihninin küçük bir kesitini sunabilir bize. Büyük bir şirket ortamına, Harry Potter’ın görünmez yapan pelerinini giyip girer ve çalışanların yüz ifadelerini, çalışma şekillerini ve hatta performanslarını incelerseniz, bedenleriyle orada olan fakat gerçekte orada olmayan çok sayıda çalışan görmeniz muhtemeldir. Ve yine muhtemeldir ki bu kişilerin öz geçmişleri, oradaki iş unvanına çok uygundur. Oysaki şirketlerde insan kaynağı denilince gözardı edilen bütüncül yaklaşım ancak o koltukta oturan kişilerin başarılı olup olmayacaklarını tayin eder. Kartı zamanında basarak şirkete giriş yapması o kişinin çalıştığı anlamına gelmez. Çoğu durumda, öz geçmişlerinin uygun içeriği ve sunuluşu sayesinde işe alınan kişiler, sağlıklı bir beden-zihin-ruh üçlemesine ve dengesine sahip olmadığından, ya da şirket ortamı bu dengeyi korumalarına uygun bir altyapı teşkil etmediğinden işten çıkar ya da çıkarılır. Kişiler gibi, şirket kültürünün de bu dengeyi sağlayamaması ile aynı sonuca varılacaktır.

Kurumsal well-being yukarıdaki sorunlara sebep olmayacak bütüncül kaygılarla uygulanmalıdır. Kurumlar, dikkatli seçmek koşuluyla, hizmet almaya da açık olmalıdır. Masa, sandalye, şirket aracı vb. metalara yapılan yatırımlar gibi kısıtlı düşünülmemeli; hizmet titizlikle seçilerek, görünmez fakat çok önemli well-being kavramlarına yatırım yapılarak ilerlenmelidir.

Well-being odaklı çalışmaların Türkiye’deki geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok olumlu görüyorum. Bu sohbet sırasında yapmış olduğumuz tüm negatif saptamalara rağmen bireylerin ve dolayısıyla kurumlarda karar mekanizması olmuş kişilerin farkındalığının az da olsa arttığı bir dönemdeyiz. Tabii ki bu kavramdan çok uzak kurumlar olmakla birlikte, sayıları daha az olsa da örnek teşkil edecek, kurumsal well-being kavramının yolunu açacak ve bu kavramdan uzak kurumlara da örnek olacak fazla sayıda, vizyon sahibi lider ve kurum var. Project Perfectum benzeri kurumsal iyileştirme çalışmaları hak ettiği yeri bulacaktır.

bi_özet gayrimenkul | Ağustos 2019

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s